TURGUTLU Kent Müzesi Sorumlusu Mehmet Gökyayla, Atatepe'de bulunan mezarlar ile ilgili bilinmeyenleri kaleme aldı.
Gökyayla'nın açıklamaları şu şekilde: "Turgutlu’nun geçmişi, bilinmezlerle dolu. 1922’de Yunan birlikleri tarafından işgalden kurtuluş esnasında çıkarılan ve şehrin neredeyse yok olduğu yangın ve 1960’ların ikinci yarısından itibaren giderek artan ölçekte yaşanan göç olgusu sonucunda şehrin öngörülemeyecek bir şekilde büyümesi, çarpan etkileriyle birlikte Turgutlu’nun geçmişinden kopmasının en önemli nedenleri arasında sayılabilir. Hal böyle olunca, bırakın 1600’lü, 1700’lü yılları; birkaç on yıl öncesi bile kişileriyle, olaylarıyla ve mekânlarıyla birlikte günümüzde gizemlerini, bilinmezliklerini içerisinde barındırıyor. Bunların yanında bir de kulaktan dolma bilgilerin bazen bilerek, kimi zaman da farkında olmadan çarpıtılması, çoğunluğun yanlış bilgiyle donanmasına neden oluyor. Günümüz dünyasında araştırmaktansa, söylenenlere ya da sosyal medyada karşımıza çıkanlara inanmanın tercih edilmesi de bu tür yanlışların çoğalmasını sağlıyor ne yazık ki…
Atatepe’deki günümüze ulaşan birkaç mezar da maalesef çoğunluğumuzun bilgi sahibi olmadığı ya da maalesef yanlış bilgi sahibi olduğu gizemler arasında yer alıyor.
Eski adı Gavurtepe olan bu mevki, bilindiği gibi, günümüzde sosyal donatılar, spor tesisleri ve kır düğünlerinin yapıldığı alanların bulunduğu bir bölgedir. Bölgeye adını veren tepe, bir tümülüstür ve tümülüsün yani yapay tepenin batı eteklerinden itibaren mazinin, günümüze ulaşamayan Yahudi Mezarlığı yer almaktadır. Söz konusu mezarlık, olasılıkla tepenin eteklerinden yola kadar, belki de günümüz Ankara Asfaltı hizalarına kadar inmekteydi. Yahudi Mezarlığı’nın ve tümülüsün yani yapay küçük tepenin birlikteliği, bölgenin ‘Gavurtepe’ olarak adlandırılmasına vesile olmuştur.
20. yüzyılın başlarında Turgutlu’yu ziyaret eden Avram Galanti, ‘Türkler ve Yahudiler’ adlı kitabında buradaki Yahudi Mezarlığı’nda 1391 yılına ait bir mezar taşı gördüğünü belirtir ve bundan yola çıkarak Turgutlu’daki Yahudi varlığının, Osmanlı Devleti’nin buradaki hâkimiyetini kesinleştirmeden önceki döneme ait olduğu[1], dolayısıyla açıkça ifade etmese de, İspanya kökenli Seferadlardan öncesine dayandığı, Turgutlulu Yahudilerin Romanyot kökenli olmaları gerektiği sonucuna ulaşır. Galanti’nin sözünü ettiği mezar taşı, Turgutlu’da başka bir Yahudi Mezarlığı bulunduğuna dair bugüne kadar bir belgeye rastlamadığımıza göre, Gavurtepe’deki mezarlıkta olmalıdır ve onun ifadelerini delil kabul edecek olursak alanın neredeyse günümüzden yedi yüz yıl öncesinden itibaren mezarlık niteliği taşıdığı anlaşılmaktadır.
Turgutlu’daki Yahudi varlığı, Yunan işgali günlerinde yaşananlardan dolayı ciddi oranda azalmış; Cumhuriyet döneminde özellikle İsrail’in kuruluşu sonrasında nüfus, giderek yok olma aşamasına gelmiştir. 1970’li yıllara gelindiğinde muhtemelen burada ikamet eden Yahudi kalmamıştır. Yahudi Mezarlığı’nın da bu tarihlerde, hatta belki biraz daha öncesinde herhangi bir dış etken olmaksızın gömüye kapandığı ve alanın kısa zaman içerisinde işlev değiştirdiğini söyleyebiliriz. Zira “1970’lerde bu alanın hemen yanında yer alan eski bir bina tadil edilerek gazino haline getirilmiş ve Yahudi Mezarlığı zamanla bu gazino çevresinde bir yeşil alan haline dönüşmüştür.”[2]
Alanın Yahudi Mezarlığı’ndan dolayı gerçekleşen adlandırmayla ‘Gavurtepe’ olan ismi de Turgutlu Belediye Meclisi Yerine Kaim Komisyon’un 18/02/1981 tarihli kararıyla resmen ‘Atatepe’ye dönüştürülmüştür.[3] Çok değil; kırk yıl önce gerçekleşen bu isim değişikliği nedeniyle günümüzde ‘Gavurtepe’ adını bilen ya da hatırlayan belirli bir yaşın üzerindeki sınırlı sayıdaki birey haricinde kimse kalmamış gibidir.
Buraya kadar bahsettiklerimiz, günümüzde ‘Atatepe’ adıyla bilinen alanın batı kısmıyla ilgilidir. Atatepe’nin doğusu ise anlattıklarımızdan bambaşka bir boyutu içermektedir.
Daha önce de çeşitli vesilelerle başka çalışmalarımızda bahsettiğimiz Turgutlu Topçu Alayı, şehrin çeşitli bölgelerine damgasını vurmuştu. Kışla ve idarî binalar, büyük ölçüde günümüzün Endüstri Meslek Lisesi ve civarına yayılmış durumdaydı. Hatta İkinci Dünya Savaşı yıllarında Karpuzkaldıran Parkı dahi askerî gerekçelerle topçu birliğine tahsis edilmişti. Topçu Alayı, İkinci Dünya Savaşı döneminin ortalarında bu şehirden ayrılmış olsa da ondan kalanlar, uzun yıllar boyunca Turgutlu’da varlığını sürdürdü.
Kökenleri, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine, 19. yüzyıl sonlarına uzandığını düşündüğümüz Turgutlu’daki askerî tesislerin bir bölümü, cephanelik niteliği taşımaktaydı. İki cephanelikten birisi Selvilitepe Mahallesi’nin güneydoğusunda, diğeri ise günümüzde Atatepe olarak adlandırılan bölgedeydi. Alana ‘tepe’ isimlendirmesine vesile olan tümülüsün içi boşaltılmış[4] ve bu yapay tepe, ne kadar olduğunu bilemediğimiz bir süre boyunca cephanelik olarak kullanılmıştı. Sonraki dönemde tadil edilerek gazinoya dönüştürülen ve günümüzde halen ayakta olan bu alandaki binanın ilk hali de büyük olasılıkla askerî amaçlı olarak inşa edilmiş olmalıdır. Bu bina belki de cephaneliğin güvenliğinin sağlanması amacıyla burada bulunan askerler tarafından kullanılmaktaydı.
Askerî birliğin Turgutlu’dan ayrılmasının ardından ise her iki cephaneliğin de herhangi bir amaçla kullanılıp kullanılmadığını ya da ne kadar bir süreyle kullanılmaya devam edildiğini şu an için bilmiyoruz. Ancak 1980’li yıllarda her iki cephaneliğin de işlevlerini uzun süre önce kaybetmiş oldukları malumdur. Anılan dönemde Atatepe’deki tümülüsün üzerinde asma kilitle açılması engellenen bir demir ızgara kapak mevcuttu.[5] İlerleyen dönemlerde ise bu demir kapağın yeterince güvenli olmadığı ya da tehlikeli olduğu düşünülmüş olmalı ki kapağın olduğu giriş kısmı betonlanmıştır. Daha güneydeki cephanelik yapıları ise 2000’lerde kötü niyetli kişilerin kullandıkları mekânlar haline geldikleri için maalesef yıktırılmıştır. Buraya kadar aktardıklarımızdan da anlaşılacağı üzere, Atatepe hem Yahudi Mezarlığı’nın yer aldığı hem de askerî özelliği olan bir bölgedir.

Atatepe adıyla anılan tümülüsün doğusunda ise ciddi zarar görmüş olmalarına rağmen günümüze ulaşabilen sınırlı sayıda mezar bulunmaktadır. Günümüz Turgutlusunda pek çok kişi bu mezarları Yahudi mezarı ya da gavur mezarı olarak bilmektedir. Hatta bu yöndeki bilgiler, yazık ki sanal ortamda da bolca miktarda bulunmaktadır. Halbuki bu bilgi, doğru değildir.
1940’lı yıllar ve öncesi düşünüldüğünde askerlik vazifesini yapmaktayken vefat eden ya da şehit olan birisinin cenazesinin memleketine gönderilmesinin ne kadar zor olduğu, hatta imkânsız olduğu rahatlıkla idrak edilebilir. Turgutlu’daki askerî birliğin büyüklüğü, dönemin ortalama yaşam süresi ve o günün şartlarında ileri yaşta sayılabilecek rütbeli askerî personelin de burada mevcut olduğu düşünüldüğünde birliğin bir de mezarlığa ihtiyacı olabilecği sonucuna ulaşmamız kolaylaşacaktır. Bununla ilgili en net bilgileri, dedesi Galip Bey’den dinleyen Mustafa Muharrem Aksoy’un ifadesiyle, “Askerlerden vefat eden olduğunda buraya defnediliyormuş. Hatta dedemin anlattığına göre, Turgutlu’nun düşman işgalinden kurtarılışı esnasında şehit olan on kadar asker de buraya defnedilmiş.”[6] Alanda halen mevcut ve yazılı olarak yalnızca tarih kısmı kalmış olan mezarın ayak taşı, erken cumhuriyet döneminin rütbeli askerlerinin mezarlarında kullanılan motif ve özelliklere sahiptir. Turgutlu’da vefat eden üst rütbeli bir subaya ait olduğunu düşündüğümüz mezar, 1936 yılına aittir. Bugün maalesef herhangi bir mezar taşı ya da mezar yapısı görünmese de arazinin şeklinden dolayı alanda küçümsenmeyecek sayıda mezarın varlığını düşünmemiz gerekmektedir.
Yalnızca andığımız asker mezarı ya da kaybolmuş olanları da sayarsak mezarları değildir günümüze ulaşan. Buradaki mezarlıkta ayrıca Turgutlu’ya çok önemli hizmetleri geçmiş, bu şehirde belediye başkanlığı ve nahiye müdürlüğü gibi çok önemli vazifeleri ifa etmiş kişilerin de mezarları bulunmaktadır. Kimler midir bu kişiler? Osmanlı Devleti’nin son döneminde on yıldan daha uzun bir süre belediye reisliği vazifesini üstlenen Kadı Sururî Efendi, cumhuriyet öncesi dönemde uzun süre Ilıca yani Ahmetli ve Urganlı Nahiye Müdürlüğü yapmış Mustafa Muharrem Efendi, Turgutlu’nun cumhuriyet dönemindeki ilk belediye reisi Cemal Bey (Ardıç) ile 1929-1932 yılları arasında Turgutlu Belediye Reisi olan ve aynı zamanda Mustafa Muharrem Efendi’nin de oğlu olan Kâzım Aksoy burada yatmaktadır.
Millî mücadele günlerinde Turgutlu’da yaptıkları ya da yapabilecekleri itibariyle Yunan idaresi tarafından potansiyel tehdit olarak görülen ve sırf bu yüzden Atina’ya sürgüne gönderilen, Atina’dan dönüşleri ancak Kurtuluş Savaşı’nın sonrasında gerçekleşebilen Mustafa Muharrem Efendi ve Turgutlu’da üç yıl kadar da belediye başkanlığı görevini sürdürmüş olan oğlu Kâzım Bey ya da hem kadı rütbesini taşıyan, hem de Turgutlu’da çok uzun süre belediye başkanlığı yapan Sururî Efendi’nin mezarlarına bugün maalesef bilmemezlikten dolayı bazılarımızın ‘gavur mezarı’ demesi sanıyorum ki, facianın da ötesindedir. Keza cumhuriyetin Turgutlu’daki ilk belediye reisi olan ve muhtemelen kendi cebinden verdiği paralarla Turgutlu Belediyesi’nin yangın sonrasındaki ilk hizmet binasını inşa ettirmiş olan Cemal Bey…

Atatepe konusundaki yanlış bilmenin çok olumsuz bir başka sonucu daha yaşanmıştır maalesef. Buradaki mezarların ‘gavur mezarı’ olduğunu düşünen ve bu mezarlara gömülmüş ‘hazineler’ olduğunu düşünen bazı mezar soyguncuları, bir dönem buraya dadanarak yok yere mezarları kazmış; içlerinde hazine aramışlardır. Elbette böylesi bir ‘hazine’ bulunması mümkün değildir. Mozaik olan bir mezar bu kazılar sonucunda ortadan ikiye ayrılmış; muhtemelen mermer olan birkaç mezar çevresi ise tamamen dağılmıştır. Günümüzde burada mevcut olan mezarların harap bir vaziyette olmalarının en önemli sebebi de işte budur.
Pandemi öncesi dönemde gerçekleştirdiğimiz şehir içi kültür turları vesilesiyle –ben dâhil- bu şehirde yaşayan, buranın havasını teneffüs eden hemen hepimizin, yazık ki, Turgutlu’nun fizikî geçmişiyle ilgili neredeyse hiçbir şey bilmediğimizi gözlemlemiştim. Buradaki ‘bilmeme’ olgusu, yalnızca günümüze ait bir durum değil; kökenleri geçmişe dayanıyor. Bilmemek bir zaaf ancak Atatepe’deki mezarlar örneğinde olduğu gibi yanlış bilmek ise maalesef bir felaket…
Hasan Deniz ÇİZMECİ
Yorumlar 3
Kalan Karakter: