Mehmet Gökyayla
Kurtuluştan sonra Turgutlu’nun en baştan planlanması ve ayağa kaldırılması gerekecektir. Elbette yok olan sanayi tesisleri de yeniden var edilme sürecine dâhildir. Cumhuriyet döneminde Turgutlu’da açılan işte bu ilk fabrikalardan birisi de Kırkağaçlılar Un ve Çırçır Fabrikası’dır. 1341’de (M. 1924) kurulan bu fabrika, o günlerde İstasyon Caddesi olarak adlandırılan Atatürk Bulvarı üzerindedir. 1927’nin verilerine göre fabrika, yıllık 500.000 kilo pamuk işleme kapasitesine sahiptir. Kendi dinamosu ile elektrik üreten ve motorunu kendi ürettiği elektrikle çalıştıran bu tesis, yılda 1.500.000 birim elektrik üretimi yapmaktadır.[2] Bu elektriğin bir kısmı da şehir aydınlatması için belediyeye ve fabrika çevresindeki bazı evlere yine aydınlatma amaçlı kullanım için satılmaktadır. Burada üretilen elektrik, yıllar boyunca pek çok evin aydınlatılmasında kullanılmıştır. Elektrik kullanmayı arzu eden her eve, ücreti mukabilinde o dönemin tabiriyle ‘25 mumluk’ birer ampul ya da bunun katları miktarınca enerji verilmektedir. Genel olarak akşam saat 6’da elektrik verilmekte ve saat 10’a dek fabrikanın sağladığı enerjiyle yaşanan aydınlık devam etmektedir.

İki kısımdan oluşan fabrikanın “küçük kısmı pamuk, elektrik, rençber unu ve diğer kısmı da has un istihsali üzerine işler.” Önce küçük kısım inşa edilmiş; fabrikanın diğer bölümü ise 1930’da faaliyete başlamıştır. 1931 yılında fabrikada 20 adet pamuk çıkrığı mevcuttur ve bunların her birisi o günün ölçüsüyle saatte 8 ilâ 12 okka (1 okka, 1282 gramdır) mahlıç çıkarabilmektedir. Fabrikanın ilk bölümünde 60 beygir güç üreten bir motor çalışmakta; bu motor gücünü 80 amperlik bir dinamodan almaktadır. Has un imalatı yapılan fabrikanın büyük kısmında ise 115 beygir gücünde İtalyan sistemi bir motor çalışmaktadır. Tesisin bu bölümü, 24 saatte her biri 50 okka yani yaklaşık 65 kilogram ağırlığında 300 çuval un üretmektedir. O günlerde Turgutlu’daki değirmenler ve un fabrikalarının sayısı toplam olarak yıldan yıla değişmekle beraber 30 civarındadır ve bunların tamamının günlük un üretimi, 45 ton kadardır. Bu 30 civarındaki tesis günde 45 ton un imal ederken Kırkağaçlılar Fabrikası’nın tek başına neredeyse 20 ton un üretebilmesi, işletmenin büyüklüğünü göstermesi bakımından dikkate değerdir.

Yılın hemen her günü çalışır vaziyette olan Kırkağaçlılar Un Fabrikası’nın motoru, mazotla çalışmaktadır ve tonu 85 liraya mal olan bu akaryakıttan saatte 6 litre yakmaktadır. Rençperin getirdiği buğdaydan elde edilen un dışında bu fabrikada ekstrissima, dört yıldız ve üç yıldız denilen üç farklı tip un imal edilmektedir. “Bütün bir müessesede kâtip, makinist, muavin, yıkayıcı, hamal, tahsildar ve kavas ve saire gibi daimi olarak 20 kadar” çalışan bulunmakta; bunların dışında da yevmiyeli işçiler istihdam edilmektedir. Burada yapılan un üretimi, Kasaba’nın ihtiyacını fazlasıyla karşıladığı gibi, üretimin bir bölümü de çevre ilçelere ve İzmir’e satılmaktadır.[3]
Kırkağaçlılar Un ve Çırçır Fabrikası ile ilgili yukarıdaki verileri aktardığımız 1931 yılında Turgutlu’nun nüfusu, 19.210’u ilçe merkezinde ikamet edenler olmak üzere 33.555’tir.[4] Toplam bu kadar nüfusun yaşadığı ilçede yaklaşık 20 tonu bu fabrikada, 45 tonu da diğer tesislerde olmak üzere günde 65 ton un imalatı yapılmaktadır ve özellikle Kırkağaçlılar Fabrikası’nın “tesisi un ve ekmek fiyatlarında epey tenezzüle sebep olmuştur” yani un ve ekmek fiyatları daha düşük maliyetle gerçekleşen yüksek üretim sayesinde ciddi anlamda düşmüştür.
Dönemin İzmir gazetelerinde Turgutlu’da ekmeğin çok ucuz, İzmir ve Manisa’da ise pahalı olmasından dolayı şikâyet dile getiren çok sayıda haber mevcuttur. Bu konuda görebildiğimiz ilk haber, 18 Temmuz 1930 tarihini taşımaktadır ve haberde şöyle denmektedir: “Kasaba’da yeni bir un fabrikası yapılmıştır. Birinci nevi ekmek 12, ikinci nevi ekmek ise 10 kuruştur. Nefaset meselesinde Kasaba ekmekleri İzmir ekmeklerini çok geçmiştir. Orada mis gibi ekmek 12 kuruşa satılırken burada derecesi ondan aşağı olanların şimdiki fiyata satılmalarına akıl erdiremezsek mazur görülür değil mi?”[5]

Zeynel Besim’in sahibi olduğu Hizmet gazetesi bir hafta kadar sonra aynı konuyu, bu sefer de manşetten dile getirmiştir. Söz konusu haberdeki bilgiler, Kırkağaçlılar Fabrikası’nın önemini ve kıymetini vurgular niteliktedir: “….gazetemiz Kasaba ekmekleri için bir haber intişar etmişti. Bu haber üzerine İzmir Belediyesi Kasaba’daki fabrikatörlere müracaat etmiş ve İzmir’inkinden daha nefis olan ekmeğe 12 kuruş fiyatın nasıl tespit edilebildiğini sormuştur. Fabrika verdiği cevapta: ‘Bizim tesisatımız fennîdir. Bir kile buğdaydan siz 17 okka un alırsınız, biz 19 okka alıyoruz. Tesisatımızda termoidalator vardır, bu tesis fazla kepek yapılmasına mümanaat etmektedir. Bundan başka fabrikamız yenidir. Rekabet ve mahreç temini mecburiyetindedir. Bu sebeple az kârla işliyoruz.’ demiştir.”[6]
1920’lerden neredeyse 1970’lere kadar Turgutlu’nun en önemli sanayi kuruluşlarından birisi olan bu fabrika, Kırkağaçlı Ahmet Hocazâde İsmail Hakkı, Kırkağaçlı Hocazâde Ragıp ve Yako Bencuya tarafından kurulmuştur. Anladığımız kadarıyla başlangıçta Kırkağaçlı Ragıp ve İsmail Hakkı Beylerin sermayeleri daha yüksektir. Ragıp Bey, sosyal hayatta da daha aktif olan ortaktır ve bir dönem memleketi olan Kırkağaç’ın temsilcisi olarak Manisa İl Genel Meclisi’nde de görev almıştır.[7] Turgutlu’da daha çok Fabrikatör Ragıp Bey diye anılan bu şahsın ilerleyen yıllarda maddî sıkıntılarla karşılaştığı anlaşılmaktadır.[8] Muhtemelen 1930’ların ortalarında ya da ikinci yarısında Yako Bencuya, iki ortağının da hisselerini satın almış ve Kırkağaçlılar Un ve Çırçır Fabrikası’nın tek sahibi durumuna gelmiştir.
Yako Bencuya da torunlarının ifadesine göre aslen Kırkağaçlıdır. Bunu bildiğimizde fabrikanın adı da tam anlamına kavuşmuş olmaktadır.[9] Üç Kırkağaçlı ortak tarafından tesis edilen fabrika, ‘Kırkağaçlılar’ adını almıştır. Belki de bu ortaklık vesilesiyle Turgutlu’ya taşınan Yako Bencuya, zaman içerisinde burada sevilen ve daha da önemlisi herkesin saygı duyduğu bir kişi olmuştur.
Adından da tahmin edilebileceği üzere Yako Bencuya, Yahudi’dir. Turgutlu’da Yahudi nüfusun köklü bir geçmişi vardır. Bu gayrimüslim unsurun kökleri, bazı uzmanlarca 15. yüzyıla dek götürülmektedir.[10] 20. yüzyılın başlarında 1903’te Turgutlu’da 1.000 kadar Yahudi varken 1935’e gelindiğinde bu nüfus 144’e düşmüştür.[11] Turgutlu’daki gayrimüslimlerden Rum ve Ermeniler, Kurtuluş Savaşı’nın son günlerinde buradan kaçarcasına ayrılmak zorunda kalırken Kasaba’da Yahudi varlığı, 1970’lere kadar giderek azalsa da devam etmiştir.

İşgalin son günlerinde Yunan askerlerinin çıkardığı yangın, Müslümanlar kadar Yahudilere de zarar vermiştir. Yahudilerin de evleri, dükkânları ve ibadethaneleri de tıpkı Müslümanlara ait olanlar gibi yakılmış ve yok edilmiştir. Yunan birliklerinin bu kasıtlı tutumu, işgal günlerinde Yahudilerin Müslümanlarla birlikte tavır almalarından kaynaklanmış olmalıdır. Turgutlu yangınında on kadar cami ve mescit yok olurken bunların yanında Yahudilerin ibadethaneleri olan iki sinagog ya da havra da tamamen yıkılmıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu şehir yeniden ayağa kaldırılırken Turgutlulu Yahudiler de yavaş yavaş da olsa toparlanmaya başlamışlardır ancak bugün hâlâ ayakta olan havrayı yani ibadethanelerini ancak 1939 yılında tamamlayabilmişlerdir. Dolayısıyla yangın sonrasında toparlanmanın hiç de kolay olmadığı söylenebilir. İşte Yako Bencuya da aslen Kırkağaçlı olsa bile Turgutlulu kabul edebileceğimiz bu Yahudilerden birisidir.
1886 yılında doğan Bencuya, Raşel Hanım’la evlidir. Raşel Hanım’ın 1940’daki vefatından sonra, bildiğimiz kadarıyla bir daha evlenmemiştir. Kırkağaçlılar Un ve Çırçır Fabrikası, bugünkü İzmir İşhanı’nın yerindedir ve Bencuya ailesinin evi de Atatürk Bulvarı üzerinde, fabrikanın tam karşısındadır. Günümüzde Köşk Düğün Salonu olan mağaza, bu fabrikanın deposudur. Mağaza inşa edilmeden önce de arsası fabrikaya buğday ya da pamuk taşıyan develerden malların indirildiği, kendilerinin de dinlendirildiği bir alan işleviyle kullanılmaktadır.
Yako Bencuya’nın bahsetmeden geçmememiz gereken özellikleri, devlet ve cumhuriyete bağlılığı, iş hayatında örnek gösterilen dürüstlüğü ve hayırseverliği olmalıdır. Resmî bayramlarda Turgutlu’nın bazı sokak, cadde ve meydanlarına zafer takları kurulurken bunlardan bir tanesi de zamanla ‘Yahudi’nin Fabrikası’ denilmeye başlanan bu tesisin önünde hazırlanmaktadır. Her bayramda ilçedeki takların en gösterişlilerinden birisi olan bu seyyar anıt, bizzat Yako Bencuya tarafından yaptırılmaktadır.
Onun dürüstlüğünü, farklı yönleriyle bugüne kadar pek çok kişiden duyduk. Hem ticarî hayatta ağzından çıkan en küçük sözün bile her zaman arkasında durması hem de bazı mevsimlerde fabrikalarda günübirlik işçi olarak çalışanların dahi o dönemde neredeyse hiç bilinmediği halde sigortalarını düzenli olarak yatırmış olması, dürüstlük ve hak bilirliğinin kanıtlarındandır. Yako Bencuya’nın güvenilirliği, 1940’li yıllarda onun Turgutlu Belediyesi tarafından ‘un mutemedi’ olarak görevlendirilmesiyle bir anlamda tescillenmiştir. İkinci Dünya Savaşı ve takip eden yıllarda kritik durumdaki tüketim maddeleri karneye tâbi hale getirilirken bunların birçoğunun fiyatı da belediyeler tarafından belirlenmektedir. Belki de en temel gıda maddesi olan ekmek ve unun fiyatı da ‘un mutemedi’ diyebileceğimiz kişinin önerisiyle belediye encümenince tayin edilmektedir. Bu görevin tevdi edileceği kişinin güvenilirliği sorgulanamaz olmalıdır ve Turgutlu’da bu kişi, Yako Bencuya’dır.

Yako Bencuya
Kendisi de un imalatçısı olan Bencuya’nın önerileri doğrultusunda bahsi geçen yıllarda ilçede un ve ekmek fiyatları da zaman zaman yükseltilmiş; kimi zaman da düşürülmüştür.
Bu mühim simanın üzerinde duracağımız diğer özelliği de hayırseverliğidir. Yine farklı kişilerden duyduğumuz üzere, her yıl ramazan aylarında hava karardıktan sonra Kasaba’da birçok ihtiyaç sahibi ailenin kapısının önüne ellişer kilogramlık birer un çuvalı bırakılmaktadır. Müslümanların kutsal kabul ettiği ayda bu hayrı yapan Yahudi işadamı Yako Bencuya’dır. Günümüzden bakıldığında aykırı gibi görünen bu ve benzeri davranışlar, aslına bakılırsa o dönemde son derece olağandır. Bugün Türk ve Yahudi diye çok keskin çizgilerle ayırdığımız bu iki unsur, hemen hemen 1970’lere kadar aynı sokaklarda komşu olarak yaşamışlar ve ibadetleri haricinde birbirlerinden pek de farklı hayatlar sürmemişlerdir.
1960’lı yıllara gelindiğinde Yako Bencuya, artık epey ileri yaşlardadır. Elimizde bulunan fabrikaya ait bir belge, o yıllarda şirketin resmî adının Yako Bencuya ve Oğlu Kolektif Şirketi Kırkağaçlılar Un ve Pamuk Fabrikası olduğunu göstermektedir. Yako Bencuya ve ailesi, 1960’larda İzmir’e taşınmış ve yavaş yavaş Turgutlu’dan kopuş süreci başlamıştır.
İsrail’in kurulması ve Varlık Vergisi’nin gayrimüslimler üzerindeki etkisi, Turgutlu’daki Yahudilerce de hissedilmekte ve buradaki Yahudi nüfusu, 1940’lardan itibaren giderek azalmaktadır. Bencuya ailesi, Turgutlu’dan en son ayrılan Yahudi ailelerden birisi olmuştur. Aile, Turgutlu hukuk camiasının o dönemdeki önemli isimlerinden Dava Vekili Remzi Aytaç aracılığıyla önce fabrika tarafından depo olarak kullanılan İstiklal Mahallesi Ülkü Sokağı’ndaki mağazasını, bir süre sonra da fabrikasını satmış ve Bencuyaların Turgutlu ile olan bağı, maddî anlamda böylelikle tamamen son bulmuştur. Artık İzmir’de ikamet eden Yako Bencuya, 1969’da vefat etmiştir. Mezarı, İzmir’dedir.
Kırkağaçlılar Un ve Pamuk Fabrikası, Bencuya ailesi tarafından satıldıktan sonra[12] hatırlayanların akıllarındaki soru işaretlerinin hâlâ giderilemediği bir yangın sonucunda küle dönmüştür. Böylelikle bir dönem tam anlamıyla sona ermiştir. Bu yangın, Turgutlu’da o güne dek Yunan yangını sonrasında yaşanan en büyük felaket olarak hatırlanmaktadır. Yangının ardından da fabrikanın yıkıntıları temizlenerek arsasına halen ayakta olan İzmir İşhanı inşa edilmiştir.

Yorumlar 3
Kalan Karakter: